Bir Yuva Özlemi

Aşağa gitmek

Bir Yuva Özlemi

Mesaj tarafından *Su_DamLaSI Bir Perş. Ekim 08, 2009 12:15 am

Bir Yuva Özlemi

Mehmet ERDOĞAN

Karşımda bir ev var. Penceresinden ışık sızan.. panjurları falan yok. Öyle sade bir ev.. küçük bir bahçesi ve bahçede gülleri, menekşeleri...

Fakat bana tesir eden ne bahçedeki çiçekler, ne de evin sadeliği.. bana evden sızan ışık tesir ediyor. İçeriye giriyorum hayalen. Pencereden, kapıdan nereden olursa olsun içeriye giriyorum... Sessiz sedasız seyrediyorum olan biteni... Belki bana göre mahrem bu evin içi ama, onlardaki huzuru neşveyi hissetmem gerek. Baba her zamanki koltuğuna oturmuş gazetesini okuyor. Bir taraftan da kahve içiyor. Çocuklar kendi işleriyle meşgul. Bir kısmı ev ödevi yapıyor bir kısmı eşyalarını düzenliyor. Anne evin hanım efendisi, öte beriyi topluyor ve bir kısmını çamaşır makinesine atıyor, bir kısmını askılara ve dolap raflarına yerleştiriyor. Pencereden sızan ışık evin avizesiz lâmbasından çıkıyor. Işık evi loş bir aydınlığa boğmuş. Zira ailede hemen herkes aşırı ışıktan rahatsız oluyor. Eve karamsar bir renk vermese, biraz daha kısma imkânları olsa ışığın alevini azaltacaklar; ama elden ne gelir...

Ev temiz, düzenli.. birkaç çocuk olmasına rağmen evdeki eşyaların yerli yerinde oluşu dikkate şayan. Yüzlerde tebessümler eksik olmuyor. Birbiriyle konuşurken herkeste bir nezaket ve kibarlık var. "Bu benim ailem." deyip şımarık konuşmalar kendini salıvermiş hareketler yok hiç kimsede. Hani dışarıda konuşmayan, uslu uslu hareket eden evde şımaran ve ortalığı bir birine katan, kavga dövüş eden çocuklar gibi değil hiç biri bu kişilerin. Ne baba, "Bu evin büyüğü benim, benim dediğim olur." havalarında, ne anne, "Evin bütün yükünü ben omuzlamışım, çevreye bağırma çağırma hakkım var." tavrında. Çocuklar ise, "Bizim annemiz babamız, istediğimiz kadar naz ederiz, istediğimiz kadar şımarırız." demiyorlar. Herkeste bir olgunluk ve asalet...
Tekir bile bu asaletten ve naziklikten nasibini almış... Bir kenarda uysal bir şekilde mır mır zikrine devam ediyor... Evin çiçekleri, sarmaşık, menekşe, peygamber kılıcı hep aynı iklimin vakur ve olgun sakinleri. Hiçbir şeyde aşırılık yok. İçe olduğu kadar dışa dönük kişiler ama, hareket ve davranış, konuşma kıvrımlarında olgun meyvelerin lezzet çizgileri mevcut..

Ne de iyi yaptım hayalen içeri girmekle... Böyle mutlu bir aile beni her zaman huzura sevkeder. İçime bir başka âlemin ışıklarını doldurur. Kavgasız, dövüşsüz bir ev, fertleri birbiriyle iyi geçinen bir yuva, ne kadar muhtaç olduğumuz bir mekândır değil mi?

Evet, bu ev, en büyüğünden en küçüğüne bütün fertlerin mutedil davranışlarla güzide bir iklim ördüğü bir mekân.. Bunun gibi yuvaları çoğaltmak gerek... Nur ve ışıktan dokunmuş atmosferi olan böylesine huzur ve mutluluk ocaklarını artırmalı...

Sadece şehvetin, yemenin, içmenin hükümrân olmadığı, cümbüş ve kahkahaların en mühim unsur olarak yer almadığı, insanları kendileri ile barışık, birbiriyle sulh içinde, hoşgörü ve sevgi kementleriyle birbirine bağlı, dinine saygılı, vatan ve milletine sevgili böyle fertlerin oluşturduğu yuvalar ne kadar münbittir değil mi?

Bölüşülen sevgiler, aşklar, paylaşılan ve paylaştıkça çoğalan saadetler bu mekânlarda bol bol vardır. Bereketle artan ümit, iman, ihlas bu yuvaların yağmuru, güneşi ve havası gibidir.
Ne zaman uzaktan bir ışık görsem ve bu bir pencereden sızıyorsa hemen hayalim harekete geçer. Bir içim huzur, bir yudum saadet için yollara düşerim. Sımsıcak mutluluklar bitiren ve ılık sevgi meltemlerinin estiği bir yuva görmek heyecanıyla yavaşça süzülürüm evlerin içine...

Bunu bazı dede ve ninelerin bulunduğu ataerkil ailelerde görmüşümdür. Düzenli ev, kibar konuşmalar, tatlı ve müşfik davranışlar beni her zaman mest etmiştir.

Kendi yuvasında bazen sıkılanlara tavsiye edebilirim. Misafirliğin artık rafa kaldırıldığı dünyamızda böyle hayallerle evlere misafir olmalarını salık verebilirim. İçlerindeki arayışa bir damla huzur, hayalen bile olsa, birkaç katre saadet takdim edebilirlerse, nasıl bir genişlik hissedecekler görün.
Keşke bu ve bunun gibi yuvalar sadece hayallerde kalmasa. Keşke bütün evler böyle rengin ve zengin bir ruh dünyasının yansıması olsa... Aile ocaklarında esen püfür püfür mânâ nesimi bütün sokaklara ve mahallelere sirayet etse... Kişiler evlerinde aldıkları metafizik gıdayı, uhrevi iklimi dış dünyaya taşısalar. Çiçeklere konan kol ve kanatlarına bulaşan tohumları başka yerlere taşıyan kelebek ve arılar gibi...
Taşısalar iyilik ve güzellik duygularını köylere, kasabalara, şehirlere... Neon lâmbalarıyla aydınlanan ama içi karanlık kentlere taşısalar. Bir biriyle kavgalı insanlara, gönülleri karanlık, ümitleri sönük şahıslara bu ışığı takdim etseler. Evet yeşilliğini kaybetmiş, dirilişini unutmuş, ölü ve ölgün sinelere taşısalar bu fazilet saadetini, sevgisini, hoşgörüsünü...

Bence bu evlerden sızan ışıklar tayf tayf nice ülkelere ulaşmalı. Sadece içine kapalı kalmamalı bu mutluluklar, huzurlar... Kalblerden fışkıran ve yuvalara bir havuz gibi dolan bu ışık hareleri, bu yakamozlar, bu yıldız armonileri dış dünyaya sızmalı ve en karanlık ve kuytu yerleri bile aydınlatmalı.
Asla yılmadan, hiç fütur getirmeden bu işe soyunmalı evlerinde saadeti bulanlar. Mahkeme kapılarına koşmalı ve boşanmak için duruşmaya girenlere, "Gidin evlerinize ve huzuru ipleri koparmakta değil, her kopuşunda yeniden bir bağ atmakta arayın." demeli... "Saadet ve huzur böyle düğümler zincirinin sonuncusundadır." diye nasihatte bulunmalı..

Karı-koca arasındaki husumet sebebiyle her gün azap çeken yavruların bulunduğu yuvalara varmalı, onlara da birbirini sevmeyi telkin etmeli... Bir ailenin geleceğin mayası olduğunu vurgulamalı... Âtideki nesillerin gıda alacağı ve bir nevi taklit yoluyla erdem ufuklarına kanatlanacağı böyle mektep hüviyetindeki yuvalara ihtiyaç olduğunu anlatmalı.. Tavsiyeler, nasihatler asla ümitsizlik aşılamamalı ve karamsar olmamalı... Birliği bozucu ve yuva saadetini alt üst edici şekilde sohbetlere girilmemeli. Bu fikir ve his tozlaşmasından sonra birbiriyle anlaşmanın yollarını aramalı anne, baba ve çocuklar. Evet bir mekân içinde yıllar yılı yaşamak belki alışkanlık ve ülfet sebebiyle sıkıntı verebilir; ama bu sıkıntıyı tatlı dille, güler yüzle saadete çevirmenin yolları vardır. Bunu denemek bir hastanın ilâç içmesi kadar tabiidir. Yoksa ben ona boyun eğmem, o bana iyi davransın, ben ona güzel konuşmam ilk olarak iltifat eden, gönlümü olan o olsun gibi benlik tokuşması ve ene çatışması, nefis savaşı haller aileler içinde başlarsa, bu, yuvaların yıkılış sebebi olduğu kadar bir toplumun da sarsılmasının ilk amilidir.

Nice bayan bilirim. Evin balkonunda birbiriyle saatlerce sohbet eden karı-kocalara hayret ve hayranlıkla bakarlar. Sonra hanımlarla bir araya geldiklerinde, "Keşke bizim bey de böyle benimle sohbet etse..." diye iç geçirirler. Heyhat ki bu hasreti ne doğurur, bu özlemi hangi kahredici iğne örmüştür dünyamızda. En çok muhtaç olduğumuz tatlı dil ve güzel sohbetlerdir ve buna da en çok hakkı olan kendi himayemizdeki kişilerdir. Ah bunu bir bilebilsek, bir idrak edebilsek!

Dış dünyada ciddiyet bir baba için en güzel davranış olmakla birlikte, evinde tevazu ve mahfiyyet onun en birinci vazifesidir. Evde gurur ve kibir borusunu öttüren, ama dışarıda koyun gibi olan yenik insanlar, mağlup gönüller bir yuvaya reis alacak erdeme ulaşamamış zavallılardır.

Evet burada Epiktetos'un sorgulaması aklıma geldi. Evlenmeyi düşünen insana bir yuvayı idare edebilecek ve yavrularını yetiştirebilecek erdeme erip ermediğini soruyor filozof. Bu sorgulamayı biz birbirimize ve kendimize sık sık yapmalıyız. Zira en mühim şey bu ufuklara kanatlanmaktır. Bu engin okyanuslardan nasibi olmayan ve aslâ idare etmek sanatını bilmeyen, olgunluk menbaına ulaşamamış kişilerin kuracakları yuva bir kabuk görüntüsünden öte gidemez. Dışı süs, içi pis bir ev, dışı yeşil, içi kof bir ceviz gibi bir mekân elbette arzu edilecek bir ocak olamaz.

Ne zaman bir evden sızan bir saadet ışığı görsem, içimde dayanılmaz bir istek duyarım oraya gitmek için. Belki misafir olamam, kapılarını çalamam, pencerelerini tıklatamam; ama hayalen o yuvalara girerim ve bilinmeyen bir konuk olurum ya. Yeter ki böyle yuvaların bulunduğunu bileyim. Sevgi ve hoşgörü ibrişimleriyle örülmüş gönüllerin bir arada bulunduğunu, özünde lâhutî bir lezzet taşıyan böyle mekânların var olduğunu tefekkür edebileyim.
Şimdilik bu bana yeter..
avatar
*Su_DamLaSI

Mesaj Sayısı : 54
Kayıt tarihi : 01/01/09
Yaş : 52
Nerden : bilinmeyenden

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Bir Yuva Özlemi

Mesaj tarafından Nevzat HARMANCİ Bir Perş. Ekim 08, 2009 9:03 pm

paylaşımın için çok tşk ablam....... gulum
avatar
Nevzat HARMANCİ

Mesaj Sayısı : 461
Kayıt tarihi : 17/01/09
Yaş : 49
Nerden : karaman konya/eregli ist

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Bir Yuva Özlemi

Mesaj tarafından *Su_DamLaSI Bir Cuma Ekim 09, 2009 12:12 am

Very Happy Very Happy
avatar
*Su_DamLaSI

Mesaj Sayısı : 54
Kayıt tarihi : 01/01/09
Yaş : 52
Nerden : bilinmeyenden

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz